14 Ağustos 2012 Salı
Gazete
Geldiğimden beri gazete okuyorum. Baştan sona, bütün ekleriyle. Az buz değil, bir hafta içi gazetesini okumak birkaç saat başından kalkmadan dikkatle okumayı gerektiriyor. O yüzden hergün okuyamıyorum. Ama düzenli okuyorum. Ne çok şey var gazetelerde. Geldiğimden beri ne çok şey öğrendim. Burada, henüz öğrenemediklerimi yazacağım:
Burada okuduğum gazetede (Straits Times) birinci ve ikinci sayfa yok. Birinci sayfa, yani, insanın yüreğini hoplatan demeçler, üç vakte kadar ülkedeki düzenin alt üst olacağını muştulayan siyasetçiler, gazeteciler... Birdenbire sorgulanan haklar, özgürlüklerle; aniden hapsi boylayanlarla ilgili haberler... [Dayak yemeye alışmış çocuklar gibi, bu tür haberleri göremeyince aslında haksız bir şiddetin süregeldiğinden ama şimdilik gizli olduğundan, hatta belki bilerek gizlendiğinden şüpheleniyoruz, öyle değil mi?] İkinci sayfa, yani insanların ne tür hayvanlıklar yapabileceğini birinci sayfaya göre daha somut ve grafik örneklerle gösteren, dünyanın zaten bizim bildiğimiz gibi olmadığını, birinci sayfayı okurken kaybetmekten korktuğumuz, düzen saydığımız şeyin zaten sadece bir yanılsama olduğunu gözümüze bol kanlı canlı (tercihan kanlı) fotoğraflarla sokan haberler. Cinayetler, tecavüzler...
Burada birinci sayfa olmaması belki buranın 'gelişmis demokrasi'si ile açıklanabilir. Bilmiyorum. Bunu bir olasılık olarak kenara koyuyoruz. İkinci sayfa olmaması acaba kültürel bir fark mı? Gazete kültürü mü yoksa bu tür haberlere malzeme üreten halkın kültürü mü? Bilmiyorum. Daha farklı gazeteler de alıp daha çok veri toplayacağım. İstatistiğin bol tutulduğu bir yer burası. Onlara da bakmalı.
Beni bunlardan daha da çok şaşırtan, fikir beyan eden bütün gazete yazılarının çok olumlu bir tonda bitmesi. Türkiye'de gazete yazıları, sağdan, soldan, farketmez, Heavy Metal ise, buradakiler çoğunlukla Pop. Bir cıvıltı, köpük köpük bir enerji, gazoz gibi bir neşe içinde başlayıp bitiyorlar. Kola reklamları gibi, insanın kendisini iyi hissetmesi için yazılmışlar sanki. Sıcakladınız ama neyse ki pop-fışırt-lık-lık-lık herşeyin bir çözümü var. Makale birşeyleri eleştiriyor bile olsa en sonunda 1950lerin müzikalleri tarzı bir neşe olmak zorunda sanki. En olumsuz, en eleştirel makaleler bile sonunda mutlaka birlikten, beraberlikten, uyumdan, Singapurluların her türlü zorluğu aşabileceğine yazarın sonsuz güveninden bahsetmeden bitmiyor. Bu editörün sansürü mü? Oto sansür mü? Acaba Türkiye'de gazeteler İngilizce yazılıyor olsa, yabancılar okur da kırık kol yen içinde kalmaz korkusuyla aynı tür bitişler mi yapılırdı? Yok canım... Burada da daha fazla araştırmayı gerektiren, şüphe uyandıran bir şeyler var. Kendilerini kandırmaya mı çalışıyorlar?
Herkese sevgiler,
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder