15 Eylül 2012 Cumartesi

Çin Kültürünü Tanıma Günü

Bu ay Çinliler Mid-Autumn Festivali'ni kutluyorlar. Festivalin doruk noktası Eylül sonundaki Dolunay'da olacakmış ama bütün ay boyunca kutlamalar, gösteriler var.

Dün akşam biz de Çin Bahçeleri'ne akrobat gösterisi, fener sergileri ve havai fişek görmeye gittik. Akrobat gösterisini Çin'in Sichuan eyaletinden gelen bir grup yapıyordu. Vücudunu lastik bant gibi bir o tarafa bir bu tarafa çeken bir kız ve sandalyenin üzerine yatıp ayağında şemsiye çeviren bir başka kız vardı. Ben en çok 'face changing act' denilen birşeyi beğendim. Sichuan bölgesine has bir gösteriymiş bu. Pelerinli bir kadın dansederek el çabukluğu ile yüzündeki maskeyi defalarca değiştirdi. Gösterinin sonuna doğru maskesiz kaldı. En son tekrar bir maske koyuverdi yüzüne.

Parkın her yanında fenerden süsler asılmıştı. Çocuk masallarını gösteren sahneler de vardı. Aşağıda, anneannesini yüz yıllık bir zencefil ile iyileştiren bir çocuğun hikayesini anlatan sahne:


Akşam için böyle bir eğlence planlayınca sabahımızı da Çin kültürünü tanımaya adadık. Evimizden 3km. uzakta Haw Par Villa denen parka gittik. Burayı Tiger Balm şirketinin kurucusu iki kardeş 30'lu yıllarda kurmuş. Aslen Burma'lı olan kardeş patronlar Çin efsanelerini, masallarını halka tanıtmayı amaçlamışlar. (Tiger Balm şirketini Türkiye'de de bulunan kas gevşetici kremden biliyor olabilirsiniz. Biz de burada sivrisinek kovucu ilaçlarını kullanıyoruz.)

Parkta bin kadar heykelcik varmış. Birkaç saat dolaştık, biraz sıcaktan, biraz da gördüklerimizden yorulduk. Ben gezerken görmediğim bazı heykelleri Yıldız'ın çektiği fotoğraflara bakarken farkettim. Bazı heykellerin, kabartmaların ne anlattığını yanlarına konan açıklamalardan anladık. Örneğin bu aşağıdaki, rüyasında bir dilenciyi ikizi gibi gören bir imparatorun ve onun bulup saraya getirttiği bu dilencinin hikayesi. Dilenciyi kıskanan saray halkının adama zulmettiğini farkeden imparator adamın her gün tartılmasını emretmiş. Eğer bir gram bile kaybederse görevlileri cezalandıracakmış. Sahne, artık şişmanlamış adamın tartıdan düşmesini gösteriyor.


Çoğu sahnelerin ne olduğu anlatılmıyordu. Örneğin kavga eden bir tavuk çifti ve arkadan bağıran kaynanayı gösteren bu sahne:
Ya da Yunus'un bir türlü önünden ayrılamadığı, savaşan fare ve sincap ordularını gösteren bu sahne:

Fotoğraflar sığacaksa parkın her tarafına dağılmış heykellere örnek olarak şunları da koyayım:


Bir de '10 Courts of Hell' vardı, karanlık bir dehlizin içinde, Çin'lilerin inançlarına göre cehennemi gösteren onlarca sahne.... Rüyalarımıza girmesin diye bazılarına bakmadık bile.

Çin kültürü ile ilgili ne öğrenmiş olduk? Hala pek birşey anlamadığımızı!

10 Eylül 2012 Pazartesi

Uçurtma Festivali

Havaya taktı diyebilirsiniz ama: geçen hafta havaların açtığı müjdesini verdikten hemen sonra yine bir karanlık çöktü. Bu sefer Endonezya'da yakılan tarlalardan duman geliyormuş. 'Haze' deniyor. Gazeteler orta derece kötü diye yazdılar ama (gazetelerle ilgili yazacaklarım bitmedi, birikiyor) gözle görülür, bazen de boğazla hissedilir derecedeydi. Boğaz rahatsızlıklarımıza, öksürüklerimize rağmen, haze maze de demeden evde durmadık, haftasonunda şehrin finansal merkezinin denize kavuştuğu, en yeni vitrin binaların yükseldiği Marina Bay'e uçurtma festivaline gittik.

Daha önce bizim evin yakınındaki parkta uçurtma uçurmayı besbelli hayat tarzı olarak benimsemiş adamlar görmüştük. Burada da onlardan tek tük vardı. Güneşten korunmak için yüzlerini dahi örtüyorlar. Çoğu iki iple kontrol edilen uçurtmalar uçuruyorlar. Bakınız, aşağıdaki resimde gerçek 'kiter' lara ayrılmış arazide antrenman yapıyorlar. Beşi beş ayrı uçurtmayı peşpeşe daireler çizerek döndürüyordu. Festivalin sonunda, hava karardıktan sonra, marifetlerini ışıklı uçurtmalarla sergilediler. 


Bunlar da çocuk kiter'lar:

Biz de boş durmadık tabii:
Kimimiz koştuk durduk, festival hediyesi uçurtmayı birkaç adım yükseltebilmek için. 

Kimimiz de uçurtmalara zarar verecekmiş gibi yapıp yürek hoplattık. 

Bunlar da festivalden genel görüntüler: 


En alltaki fotoğraf 'goodie bag' sırasını gösteriyor. Uuuupuzun bir sıraydı. Singapur'a geleceklere not: sıraların uzunluğuna bakıp girmekten çekinmeyin. Zaten çekinirseniz Singapur'da pek birşey yapamazsınız. Her işin başı sıra. Yazmayı sevdikleri şekilde: Q.  

6 Eylül 2012 Perşembe

Hayvan bahçeleri

Meğer yağmur mevsimi başlamamış. Haftasonu hava günlük güneşlikti ve o zamandan beri bir daha yağmur yağmadı. Gökyüzü de her zamanki gibi bazen açık bazen kapalı.

Pazar günü Singapore Zoo'ya da giderek Park Hopper turumuzu tamamladık. Night Safari ve Bird Park'a daha önce gitmiştik. Bu taraflara gelmek isteyebilecekler için notlar:

* Night Safari'de tramvaya mutlaka binmek lazım. Ziyaretçilerin karanlıkta (park sadece akşamları açık) yürüyebileceği parkurlar sınırlı. Ama tramvayın rotasını çok güzel düzenlemişler. Hafif ışık altında gececi (Türkçesi noktürnal) hayvanları yemek yerken, dolanırken, işte hayvanlar ne yapıyorsa onları yaparken görmek mümkün. Hayvanların yaşam alanlarıyla yol arasında çogunlukla sadece bir hendek var, bazen o bile yok. Hayvanlar birbirlerinin alanlarına geçmesin diye yolu bazı yerlerde ızgara şeklinde yapmışlar. Teller, çitler olmadan, buranın doğal yağmur ormanı ağaçları arasında rahat rahat oturarak gezmiş olduk. Malezya yağmur ormanlarına has hayvanları, ayrıca zürafa gibi buralara yabancı hayvanları da gördük. Yunus'un en çok görmek istediği karınca yiyendi. Meğer yokmuş. Tapir gördük, ama rehberimiz tapirlerin gergedan ve atlarla akraba olduğunu söyledi. Zaten sonraki google araştırmalarımız gösterdi ki karınca yemiyorlarmış bile. Ama o loş ışıkta gördüğümüz koca gergedanlar, filler, benekli ve çizgili sırtlanlar çok etkileyiciydi. Havanın akşamları serin olması da önemli bir avantaj tabii. Safari parkında bir de gösteriler oluyor. Gösteride ufak hayvanlara değişik numaralar yaptırıyorlar. Beklediğimizden eğlenceliydi. Burada herşeyin eğitici olması gerektiği için atıkları geri dönüşüm kutularınına atan ufak hayvanlar bile vardı. Bak hayvanın cinsi aklımda kalmamış ama esas dersi iyi bir öğrenci olarak almışım...

* Hayvanat bahçesinde ise trene binmemek lazım. Çocuklar tutturduğu için ben bindim ve neticede birşey görmemiş oldum. Hayvanlar o sıcakta otların arkasında, gölgede, kuytuda oluyorlar. En iyisi yürüyerek onların yaşam alanlarınına iyice yaklaşmak. Babamız öyle yaptı ve çitaları gördü. Biz de orangutanları, komodo dragon'larını, albino kaplanları öyle gördük. Kaplanların suya girip onları izleyen onca turiste nispet yaparak serinlemesini izlemek hoştu. Hayvanat bahçesinde de karınca yiyen bulamadık. Halbuki araştırmalarımız bize burada bir vakitler karınca yiyenlerin ürediğini bile göstermişti. Artık sadece araba parkında bir bayrakta resimleri var...

* Kuş parkına sıkılabilecek yaşta çocuklarla, hele yanlarında onların mızmızlanmasına eşlik eden arkadaşları varsa gitmemek lazım. Gidecekseniz yanınızda sivrisinek ilacı götürün ve sadece bir kere sürünmekle yetinmeyin, ilaca iyice bulanın. Çeşit çeşit Hornbill'ler, Makaw'lar ve Tukan'lar gördük. Başka ne gördük pek hatırlamıyorum. Halbuki kendim için ilk seçtiğim meslek (yaş 9) ornitologluktu.  Ah evet, çocuklar çeşit boyda yumurtaların ve inkübasyon makinalarının sergilendiği bir sergiyi pek beğendiler. Ama kötü kokuyordu. Bir de Afrika kuşlarının olduğu, ağla çevrili kocaman bir alan vardı. İçindeki yapay şelale dünyanın en yüksek yapay şelalesiymiymiş, öyle birşey. (Singapurluların kıyas  ve sıralama istatistikleri merakı ile ilgili ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum.) Aşağıdaki fotoğraflar oradan (courtesy of GRC). Orayı gezmek eğlenceliydi ama hemen yakınımızda balık avlayabilmek için dakikalarca hareketsiz bekleyen leylek dahil ancak 3-5 kuş görebildim. Kuş gözlemciliği için yeterince hızlı reflekslerim ve görüş kabiliyetim olmadığı, dolayısıyla ilk meslek seçimimi değiştirmeseydim hüsrana uğramış olacağım da böylece teyid oldu.

* Hayvanat bahçesinde ve kuş parkında çocukların girip oynayabileceği su parkları var. Yanınıza mayo alıp gidin, ya da çocukların söylenmesine hazır olun.