18 Ocak 2013 Cuma

Phuket


Ocak başı için planımız Viyetnam'a gitmekti. Biletlerimiz, otellerimiz, kuzeydeki dağlara gitmek için tren biletimiz... herşey hazır değilmiş. Vize işini son ana bıraktık. Ve fark ettik ki 172 milletin vatandaşı internetten 2 günde Viyetnam vizesi alabilirken Türk vatandaşlarının vizesi sadece bizzat başvuru ile ve ancak 6 gün sonra çıkabiliyor. Böylece Viyetnam planları suya düşüp yaza yollandı. Ama bir kere tatil kokusu almış ailemiz isyan etti, illa bir yerlere tatile gitmek istedi. Phuket'te karar kıldık. Son anda plan yapmanın bir sonucu olarak 7 günlük gezi için 4 ayrı otelde yer ayırttık. İyi de oldu. Phuket adasının sağını solunu altını üstünü gördük.

Özet:
1. Deniz, doğa muhteşem. Karstik adacıklar deniz boyutlarında bir akvaryumdan fışkırmış, üstleri yağmur ormanları ile  kaplanmış.
2. İnsanoğlu adalara çöp, denize kanalizasyon dökmüş, ve hala döküyor.

Bizim kaldığımız, gezip gördüğümüz 4 yer:

1. Karon adanın batısında bir koy. Upuzun güzel bir kumsal, kumsalda dizi dizi şezlonglar ve şemsiyeler. Birine 100 Baht karşılığında oturuyorsunuz, isterseniz bütün gün sizin. Hemen arkanızda soğuk içecek satan bir bar, belki ufak tefek yemekler de yapıp satıyorlar. Turistlerin bir çoğu Rus. Karon köyündeki yemekçilerin de önemli bir kısmı İskandinav. Yemekçilerden başka deniz eşyası satan dükkanlar, döviz büroları, eczaneler, marketler, butikler... Evrensel bir plansız-büyümüş-tatil-kasabası görüntüsü. Malesef otellere giden yollar çoğu zaman kaldırımsız ve çöplerle bezenmiş. Ve tabii süregelen inşaatlar.

2. Pi Pi Don Adası için yukarıdaki özet maddelerini sonsuza doğru limitte düşünün. Phuket'ten Mavi Marmara teknesi ile 1 saatte gidilen bu adanın ve onun kardeş adası Pi Pi Ley'in civarındaki koylar balık ve akla hayale sığmayacak başka yaratık ile dolu. Deniz üstünde de çeşit çeşit kuşlar. Ama denize akan açık kanalizasyon yüzünden en merkezi koya girilmez olmuş. En güzel koylar bile deniz anası yavrusu dolmuş, suyun üstünde mazot görmek mümkün. Karada da insan canlılarının en güzel örnekleri var. %99'un yaşı 20-25 arası. Erkekler hep kaslı ve dövmeli, kadınlar ufacık bikinili, şekilli... Karon'da bizim kas/yağ oranımız etrafımızdaki insanlara göre hiç de fena değildi (herkes yarıdan fazla çıplak olunca insan ister istemez bir kıyas yapıveriyor). Pi Pi'de ise yarı tanrıların arasına düşmüş gibi olduk. Ama bu güzel çocukların şıpıdık terliklerle kanalizasyon basmış sokaklarda yürümeleri beni derinden sarstı. Turistler arasındaki en yaşlı kadın olmakla kalmayıp bir de cık-cıkladım bu kutsal kitaptan fırlamış ada köyünü.

Pi Pi'de kalırken bir öğleden sonra tura katıldık. 20 kişilik bir tekneye 30 kadarımızı doluşturdular ve bizimki gibi 20 kadar daha tekne ile aynı rotayı aynı anda izleyerek belli başlı koyları gezdik. Bence turist gençleri gözlemlemek ilginç oldu ama kalabalıktan biraz sıkıldık. Ertesi gün bize kadarlık bir 'long tail boat' kiraladık, yanımıza da bir kano aldık ve kardeş adaların civarında gözümüze kestirdiğimiz tüm koylara gittik:



Bu ikinci gezi çok daha eğlenceliydi. Bomboş kumsallarda yengeç kovaladık:



3. Phuket Town'un eski merkezinde kaldık. Eski binaların olduğu 4-5 tane sokak için yürüme turu haritası çıkarmışlar, oralarda yürüdük.

Binaların bir kısmı restorasyon görmüş, Cihangir lokantaları ve kafeleri ve butik pansiyonlar ile dolmuş. Ama arada eski kumaşçılar kalmış. Kumaşçılarda Endonezya'dan Hindistan'dan gelmiş harika batikler var. Phuket'e gideceklere buraya en az bir gün ayırmalarını öneriyoruz.




Börtü böcek meraklıları Butterfly and Insect world'e gidebilirler. Tabii ki biz de fırsatı kaçırmadık. Kelebekler hayal kırıklığına uğratacak kadar az çeşitliydi. Ama daha önce sadece kitaplarda gördüğümüz sopaya ve yaprağa benzeyen böceklerden gördüğümüze çok memnun olduk. Ayrıca bir yaşıma daha bastım: bazı insanlar Madagaskar'dan hamam böceği getirtip besliyorlarmış. Bayağı hareketli ve sesli oldukları doğru (bu açıdan tarantulalardan daha eğlenceli oldukları düşünülebilir) ama tek kelime ile iğrenç. Zırh gibi siyah bir gövdesi var, arkasından arada bir beyaz bir larva çıkartıyor... Ben ipek böceği dururken buna kalkışmam.

4. Adanın doğusundaki Panwa'da manzara güzel, deniz kötü. Plajlarda da çok kırık şişe var diye oyalanmadık. Deniz yağmurlu mevsimde daha iyi olabilr, zira rüzgarın yönü adanın bu tarafı için o zaman daha elverişli galiba. Ama kırık şişeler azalmaz herhalde.

Velhasıl Phuket'i de 'aradan çıkardık'. Şubat ortasına doğru Çin yeni yılı için Hong Kong'a gideceğim. Dedim ya sürekli kutlama var. Şimdiden Singapur'un Mall'ları süslerle dolmuş. 2 Ocak'ta, yani resmi yılbaşı tatilinin ertesi günü bizim lojman marketinin kasiyeri plastik bir kiraz dalı taklidi ile bir çelenk yapmaya çalışıyordu. O ne öyle diye sordum, Chinese New Year için dedi!

15 Ocak 2013 Salı

Ağaç istilasına uğramış tapınaklar


Tapınaklar arasında en meşhurlarını gördük: Angkor Wat, Banteay Srey, Bayon, ve Ta Prohm. Bir iki tane daha tapınağa geçerken uğradık ama isimlerini unutmuşum. Oradayken bunların hangi dönemde hangi kral tarafından yaptırıldıklarını okuya okuya öğrenmiştik ama onları da unutmuşum bile. Fazla bilgiye gerek yok. Sadece tapınakların içinde dolaşarak, gölge bulunca oturup daha yakından bakarak, nasıl yapıldıklarını hayalleyerek, bazılarını yutan ormanın yaşam gücüne hayran olarak günler geçirmek mümkün. Biz üç günlük bilet aldık. Bir hafta içinde herhangi üç gün kullanılabilen, üstünde (bilet gişesinde çekiliveren) fotoğrafınız olan bilet 40 dolar.

Angkor Wat en büyük, en görkemli tapınak. Kamboçya'nın bayrağının üstünde resmi olan o. Vishnu'ya adanmış bir Hindu tapınağı olarak yapılmış, ama kısa bir süreden sonra hep Budist tapınağı olarak kullanılmış. Aşağıdaki fotoğrafta kocaman bahçesinin içinde bir nilüfer göleti. Bahçenin çevresi de koca bir hendek ile çevrili.



Rahip fotoğrafı da koymuş olayım. Bunlar Angkor'un bahçesinde öğrenciler.



Aşağıda Angkor'un bir duvarınının ufacık bir parçası. Ölümsüzlük iksiri peşindeki şeytan ve melekler (demons and devas) dev bir yılanı çekiştirerek süt denizini yayıkta gibi karıştırıyorlar.




Angkor Wat'tan sonra bütün tapınaklar ufak geliyor. Ama her biri ayrı güzel, ayrı bir özelliğe sahip. Banteay Srey pembe taştan yapılmış, daha ince işlenmiş kabartmalarla dolu. Burada başka hiçbir yerde karşılaşmadığımız bir turist kazıklama yöntemine şahit olduk. Satıcı gelip elindeki güzel resimli Angkor kitabını gösteriyor, 1 dolar diyor. Almaya kalkarsanız, ben 11 dolar demiştim diyor. Herhalde 'ben almayayım madem' demeyen insanlar var ki en az 3-4 satıcının aynı şeyi yapmaya kalktığını gördük.



Kral 7inci Jayavarman Bayon'da her yerden müstehzi bakan Buda'ları kendine benzeterek yaptırmış. Bir nevi 'Big Brother is watching you' etkisi var.


Ta Prohm'un özelliği tapınağı basan ağaçların kesilmemiş olması. Tomb Raider filminin bir kısmı burada çekilmiş. Gezdiğimiz tapınaklar arasında en büyük kalabalığı burada gördük. Filmden tanıdık sahnelerin önünde (bazen Angelina Jolie'yi taklit ederek) poz veren bir yığın insan.




Eğer gidecek olursanız Siem Reap'teki müzeye en az 2-3 saat ayırmanızı tavsiye ederim. Tapınaklarda gördüğümüz kabartmalarda anlatılan mitleri, yapılardaki sembolizmi çok güzel açıklamışlar. Yıldız ve Yunus Hint mitlerini dinlemeye doyamadılar, müzedeki açıklamaları tekrar tekrar okuttular.

Kamboçya


Catch 22: Yazacak şey fazla olunca yazmaya vakit olmuyor. Ama son haftalardaki kuraklık esas fotoğrafları kendi bilgisayarıma indirmediğimden.

Aralık sonunda Kamboçya'da Siem Reap'e gititk. Burası Angkor Wat ve onun civarındaki onlarca tapınak kalıntısına en yakın şehir. ÇOK SEVDİK! BAYILDIK! Daha önce gidenler 'sıkıcı', 'iki günde biter' gibi yorumlar yapmışlardı ama biz beş günde doyamadık.

Tapınakları bir sonraki yazıda anlatayım.

Gidiş: İner inmez yerel mimari çizgileri yansıtan güzel ve sade bir havalimanı binasına girdik. Vize alma kuyruğuna girdik. Fotoğraf? dediler, Yok dedik. Olsun dediler, elimizden pasaportlarımızı aldılar. Uuupuzun bir tezgahın arkasında yanyana oturmuş 20 kadar görevli. Kadın, erkek karışık, hepsi üniformalı, hepsi ciddi bakışlı. A-ha dedik, Komünist ülke, acaba ne olacak? Pasaportlarımız ve ödediğimiz dolarlar (her yerde ABD doları geçiyor, yerel para sadece ufak bozukluk gerekince kullanılıyor) elden ele dolaşarak tezgahın en başına ulaşana kadar biz de pasaportları geri alma kuyruğunun başına ulaşmıştık. Pasaportlarımızı içlerinde (scan edilmiş fotoğraflarımız kullanılarak hazırlanmış) vizelerimiz ile birlikte teslim aldık. Bütün bu süreç 5 dakika kadar sürdü sanırım. Neden vizeye fotoğraf lazımdı, onu bilmiyorum. Ama (henüz sonuçlanmayan) Viyetnam vize maceramız ile kıyaslayınca süper hızlı ve kolay bir süreçti. Bütün o görevlilerin pasaportları elden ele geçirmelerini izlemek de ayrı bir eğlence.

Limandan çıkınca bizi annemin tuk-tukçusu Thorng karşıladı. Batman sticker'ları ile donatılmış tuk-tuk'a doluşup otelimize gittik. Havaalanı - otel arası 20 dakika kadar tuttu sanırım. Sonraki günlerde de hep Thorng ile gezdik. Yakın yerlere (Angkor Wat, Bayon ...) gidilen günlerde tuk-tuk'un günlüğü 15 dolar. Uzak yerlere gidince 25. Açık havada tuk tuk ile gezmek çocuklar için çok eğlenceli oldu. Tapınak geziyoruz diye şikayet etmediler bile. Uzaktaki Banteay Srey'e giderken de pirinç tarlalarının, köylerin, nehirlerin, bataklıkların yanından onları koklaya koklaya geçmek harika oldu.

Koku derken: (timsah çiftliği hariç) kötü koku hiç almadık. Kamboçya Tayland'a göre, örneğin, gözle görülür derecede daha yoksul. Kırsal kesimlerde lokantalarda akar su yok, el yıkamak için tas ile su döküyorlar. Hatta bir yerde sabun da yoktu! Yol kenarlarında bizim memleketteki gibi plastik torbalar, paket atıkları v.s çok. Ama her nasılsa kötü kokulu bir yere rastlamadık. (Tezat için yakında yazacağım Phuket yazısına bakınız.)

Thorng'un emaili kinthorng@yahoo.com. Gidecek olursanız önceden haber verirseniz havaalanından karşılıyor. Biz çok memnun kaldık, size de öneriyoruz.



Tapınak görmekten başka yapılacak çok şey var. Yapamadığımız ile başlayayım: Prek Toal kuş koruma bölgesi. Aralık-Ocak civarı gidilirse muhteşem oluyormuş. Buraya gidip gelmek için bir gün ayırmak ve tecrübeli bir rehber tutmak gerekiyor. Bir ailenin masrafı 300-400 dolar civarı. Anladığım kadarıyla ufak çocuklarla zor: güneşin altında kuş gözlem kulelerine çıkılacak, dürbünle bakılacak, vesaire. Çocuklar büyüyünce gidebiliriz umuyorum. Galapagos ile birlikte 'wish-list' imize girdi.

Tonle Sap Gölü çok ilginç bir göl: gölü besleyen adaş nehir senenin yarısında gölü dolduruyor, diğer yarısında gölü boşaltıyor. Bu yüzden su seviyesi çok büyük değişiklik gösteriyor. Prek Toal'a gidemedik ama göl kıyısına kadar tuk tuk ile gidip yüzen köy Chong Khneas'ı görmek için kiralanan teknelerden biriyle gezdik. Floating village'ların göl kıyısındaki diğer yerleşim yerlerinden farkı evler kazıklar üzerinde değil. Basbayağı yüzüyorlar. Evler, kiliseler, Budist tapınakları, okullar, marketler, benzin (ve akü) istasyonları... hepsi yüzüyor. Planet Asia podcast'i doğru ise bunun sebebi buralarda çoğunlukla yaşayan Viyetnam kökenli kişilerin Kamboçya'da toprak sahibi olmalarına izin verilmemesiymiş. Çok yoksul bir köydü. Su üstünde ufacık evlerde yaşıyor olmanın yoksunluğunun ötesinde bir yoksulluk. Tekne ile köyün 'sokaklarında' gezip insanların evlerine bakmak rahatsız edici oldu. Yoksulluk röntgenciliği mi demeli, ayıp birşey. Üstelik tekneye verdiğimiz paranın çok ufak bir kısmı tekneyi kullanan adama ve ona eşlik eden diğer görevliye veriliyormuş. Anladığımız kadarıyla köylülere ise dalgadan ve motor gürültüsünden başka birşey yok.



Gelir eşitsizliği turist olarak harcama yaparken çok açık görülüyor. Oteller, lokantalar, gösteriler, dükkanlar v.s. Türkiye'ye göre ucuz ama çok ucuz değil. Ama kendi işini gören insanların sattığı hizmet ve sokaklarda, pazarlarda satılan ıvır zıvır çok çok ucuz.

Ivır zıvır demişken: İpek ve pamuk atkılar, sepetler, seramik kaplar, sabun, baharat v.s. çok çeşitli, renkli, ve ucuz. Malesef çoluk çocuk hepimiz için 1 adet 17 kg. çanta sınırı ile gitmiştik, yanımıza da fazla nakit almamıştık. Siz aynı hatalara düşmeyin diye yazıyorum. Siem Reap'te çarşı pazar gezmek büyük eğlence.

Başka ne yaptık: Soyu tükenmekte hayvanlardan insanların elinden kurtarabildiklerini  doğaya tekrar salmak amacıyla iyileştiren bir kuruluşun (AACB) parkını gezdik. Kuş koleksiyonları bana Singapur'daki kuş parkından daha ilginç geldi. Daha yakından görebildik, daha çok şey öğrendik.

Çocuklar timsah çiftliğine de gittiler. Ben kokudan rahatsız olduğum için onun yerine az ilerideki kilisedeki hengamenin ne olduğunu araştırmaya gittim. Dağılan kalabalık düğün mü dernek mi derken benimkiler yanıma gelince biz daha büyük ilgi konusu olduk. Yunus'a çok benzeyen bir ufak çocuk vardı. Çocukları birbirimize gösterip gülüştük.

Bakın, yazıyorum yazıyorum bitmiyor. Yemekler de güzeldi. Çeşit çeşit yerde yedik, hepsinden memnun kaldık. Bir daha gidecek ben!