15 Ocak 2013 Salı
Kamboçya
Catch 22: Yazacak şey fazla olunca yazmaya vakit olmuyor. Ama son haftalardaki kuraklık esas fotoğrafları kendi bilgisayarıma indirmediğimden.
Aralık sonunda Kamboçya'da Siem Reap'e gititk. Burası Angkor Wat ve onun civarındaki onlarca tapınak kalıntısına en yakın şehir. ÇOK SEVDİK! BAYILDIK! Daha önce gidenler 'sıkıcı', 'iki günde biter' gibi yorumlar yapmışlardı ama biz beş günde doyamadık.
Tapınakları bir sonraki yazıda anlatayım.
Gidiş: İner inmez yerel mimari çizgileri yansıtan güzel ve sade bir havalimanı binasına girdik. Vize alma kuyruğuna girdik. Fotoğraf? dediler, Yok dedik. Olsun dediler, elimizden pasaportlarımızı aldılar. Uuupuzun bir tezgahın arkasında yanyana oturmuş 20 kadar görevli. Kadın, erkek karışık, hepsi üniformalı, hepsi ciddi bakışlı. A-ha dedik, Komünist ülke, acaba ne olacak? Pasaportlarımız ve ödediğimiz dolarlar (her yerde ABD doları geçiyor, yerel para sadece ufak bozukluk gerekince kullanılıyor) elden ele dolaşarak tezgahın en başına ulaşana kadar biz de pasaportları geri alma kuyruğunun başına ulaşmıştık. Pasaportlarımızı içlerinde (scan edilmiş fotoğraflarımız kullanılarak hazırlanmış) vizelerimiz ile birlikte teslim aldık. Bütün bu süreç 5 dakika kadar sürdü sanırım. Neden vizeye fotoğraf lazımdı, onu bilmiyorum. Ama (henüz sonuçlanmayan) Viyetnam vize maceramız ile kıyaslayınca süper hızlı ve kolay bir süreçti. Bütün o görevlilerin pasaportları elden ele geçirmelerini izlemek de ayrı bir eğlence.
Limandan çıkınca bizi annemin tuk-tukçusu Thorng karşıladı. Batman sticker'ları ile donatılmış tuk-tuk'a doluşup otelimize gittik. Havaalanı - otel arası 20 dakika kadar tuttu sanırım. Sonraki günlerde de hep Thorng ile gezdik. Yakın yerlere (Angkor Wat, Bayon ...) gidilen günlerde tuk-tuk'un günlüğü 15 dolar. Uzak yerlere gidince 25. Açık havada tuk tuk ile gezmek çocuklar için çok eğlenceli oldu. Tapınak geziyoruz diye şikayet etmediler bile. Uzaktaki Banteay Srey'e giderken de pirinç tarlalarının, köylerin, nehirlerin, bataklıkların yanından onları koklaya koklaya geçmek harika oldu.
Koku derken: (timsah çiftliği hariç) kötü koku hiç almadık. Kamboçya Tayland'a göre, örneğin, gözle görülür derecede daha yoksul. Kırsal kesimlerde lokantalarda akar su yok, el yıkamak için tas ile su döküyorlar. Hatta bir yerde sabun da yoktu! Yol kenarlarında bizim memleketteki gibi plastik torbalar, paket atıkları v.s çok. Ama her nasılsa kötü kokulu bir yere rastlamadık. (Tezat için yakında yazacağım Phuket yazısına bakınız.)
Thorng'un emaili kinthorng@yahoo.com. Gidecek olursanız önceden haber verirseniz havaalanından karşılıyor. Biz çok memnun kaldık, size de öneriyoruz.
Tapınak görmekten başka yapılacak çok şey var. Yapamadığımız ile başlayayım: Prek Toal kuş koruma bölgesi. Aralık-Ocak civarı gidilirse muhteşem oluyormuş. Buraya gidip gelmek için bir gün ayırmak ve tecrübeli bir rehber tutmak gerekiyor. Bir ailenin masrafı 300-400 dolar civarı. Anladığım kadarıyla ufak çocuklarla zor: güneşin altında kuş gözlem kulelerine çıkılacak, dürbünle bakılacak, vesaire. Çocuklar büyüyünce gidebiliriz umuyorum. Galapagos ile birlikte 'wish-list' imize girdi.
Tonle Sap Gölü çok ilginç bir göl: gölü besleyen adaş nehir senenin yarısında gölü dolduruyor, diğer yarısında gölü boşaltıyor. Bu yüzden su seviyesi çok büyük değişiklik gösteriyor. Prek Toal'a gidemedik ama göl kıyısına kadar tuk tuk ile gidip yüzen köy Chong Khneas'ı görmek için kiralanan teknelerden biriyle gezdik. Floating village'ların göl kıyısındaki diğer yerleşim yerlerinden farkı evler kazıklar üzerinde değil. Basbayağı yüzüyorlar. Evler, kiliseler, Budist tapınakları, okullar, marketler, benzin (ve akü) istasyonları... hepsi yüzüyor. Planet Asia podcast'i doğru ise bunun sebebi buralarda çoğunlukla yaşayan Viyetnam kökenli kişilerin Kamboçya'da toprak sahibi olmalarına izin verilmemesiymiş. Çok yoksul bir köydü. Su üstünde ufacık evlerde yaşıyor olmanın yoksunluğunun ötesinde bir yoksulluk. Tekne ile köyün 'sokaklarında' gezip insanların evlerine bakmak rahatsız edici oldu. Yoksulluk röntgenciliği mi demeli, ayıp birşey. Üstelik tekneye verdiğimiz paranın çok ufak bir kısmı tekneyi kullanan adama ve ona eşlik eden diğer görevliye veriliyormuş. Anladığımız kadarıyla köylülere ise dalgadan ve motor gürültüsünden başka birşey yok.
Gelir eşitsizliği turist olarak harcama yaparken çok açık görülüyor. Oteller, lokantalar, gösteriler, dükkanlar v.s. Türkiye'ye göre ucuz ama çok ucuz değil. Ama kendi işini gören insanların sattığı hizmet ve sokaklarda, pazarlarda satılan ıvır zıvır çok çok ucuz.
Ivır zıvır demişken: İpek ve pamuk atkılar, sepetler, seramik kaplar, sabun, baharat v.s. çok çeşitli, renkli, ve ucuz. Malesef çoluk çocuk hepimiz için 1 adet 17 kg. çanta sınırı ile gitmiştik, yanımıza da fazla nakit almamıştık. Siz aynı hatalara düşmeyin diye yazıyorum. Siem Reap'te çarşı pazar gezmek büyük eğlence.
Başka ne yaptık: Soyu tükenmekte hayvanlardan insanların elinden kurtarabildiklerini doğaya tekrar salmak amacıyla iyileştiren bir kuruluşun (AACB) parkını gezdik. Kuş koleksiyonları bana Singapur'daki kuş parkından daha ilginç geldi. Daha yakından görebildik, daha çok şey öğrendik.
Çocuklar timsah çiftliğine de gittiler. Ben kokudan rahatsız olduğum için onun yerine az ilerideki kilisedeki hengamenin ne olduğunu araştırmaya gittim. Dağılan kalabalık düğün mü dernek mi derken benimkiler yanıma gelince biz daha büyük ilgi konusu olduk. Yunus'a çok benzeyen bir ufak çocuk vardı. Çocukları birbirimize gösterip gülüştük.
Bakın, yazıyorum yazıyorum bitmiyor. Yemekler de güzeldi. Çeşit çeşit yerde yedik, hepsinden memnun kaldık. Bir daha gidecek ben!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder