23 Haziran 2013 Pazar

Haw Par Villa Yeniden

Viyetnam'ı yazacağım, henüz fotoğraflar bende değil. Önce sonrası, bugün.

Singapur'dan ayrılma zamanı yaklaştı, beğendiğimiz yerleri tekrar gezmeye başladık. Arkadaşımız Giacomo bugün gelince, PSI da 100'ün altına düşünce kızımızın bütün itirazlarına rağmen Haw Par Villa'ya gittik. Daha önceki ziyaretimizde kaçırdığımız sahneler varmış meğer.

Some ghastly...



Some not so...



2 Haziran 2013 Pazar

Sosyal olmayıp da sosyal medya kurbanı olanlar için

Facebook'u beceremiyorum diye yıllardır sayfama uğramayan ben gazetelerden, internet'ten yeterli haber bulamayınca mecbur kaldım tabii. Ama tabii ki 'network'üm kifayetsiz kalıyor! Yine de ulaşabildiklerimi bu sayfaya koyacağım, Facebook hesabı olmayan varsa aranızda (en az bir var biliyorum :) ) burada bulsun diye.  İngilizce yazacağım artık. Herkese selam. (Orada olamamak çok fena!)

A still shot from a short video showing four police officers shooting gas canisters into a home in the middle of the night, in a silent neighborhood. The video is on Facebook.


Mehmet Güleryüz, esteemed artist. DİSK is acronym for a labor union federation.


31 Mayıs 2013 Cuma

İstanbul'da Bahar

Gezi Park'ındaki arkadaşlara selam! İstanbul'un Bahar'ı hayırlı olsun. İstanbul valisi müdahale yok demiş. Nytimes, CNN... hiçbirinde haber yok. Reuters'ın haberini sadece Yeni Zelanda'da bir gazete yayımlamış. Ve tabii Huffington Post var, sağolsun... Bu iyiye işaret değil. Komşular birşey demedikçe karılarını çocuklarını döven adamlar gibi sevgili liderlerimiz de medyanın sessizliği ile daha da çok coşabilirler.

Hepimiz çıkıp protesto edemeyebiliriz. Ama artık internet üzerinden de mücadele etmek mümkün. Bakın, bir örnek: http://ireport.cnn.com/docs/DOC-980163

Oy verip CNN bunu haber yapsın demek mümkün. Yorum yazmak mümkün.

Oralarda olup gören, fotoğraf çeken arkadaşlar, ne olur siz de WWW'e koyun. Facebook'a koyunca sadece arkadaşlarınız görüyor.










24 Mayıs 2013 Cuma

Seralar

Sera gibi iklimi olan bir memlekette buraya ait olmayan bitki yetiştirmek için tabii ki sera lazım! İki hafta önce Gardens By the Bay'i gezdik. Bir parkın içinde iki büyük sera. Birinde Akdeniz, Afrika, ve Latin Amerika'nın çiçekli bitkileri var. Ben en çok Boabab ağaçlarını beğendim. Diğer bitkilerin çoğu ya evde yetiştirilen bitki olduklarından ya da Türkiye'de doğal olarak bulunduklarından pek ilginç değildi. Sardunya, zeytin, hercai menekşe, küpe çiçeği...


Biz gittiğimizde burada lale sergisi de vardı. Lale bilmediğimiz çiçek değil tabii. Ama bakın bir de laleye benzeyen orkide koymuşlar:

  
Diğer serada da yapay bir şelale etrafında yetiştirilen tropik çiçekler var. Şelale çocukların çok hoşuna gitti. Ama buradaki bitkiler de genellikle evde yetiştirilen bitkilerdi:


Seraların dışındaki parkın peyzajını çok beğendik. Bir yerlerden sarkıt dikitler, fosilleşmiş ağaçlar da getirmişler, onları da çok güzel düzenlemişler. Bir daha, güneşin tepede olmadığı bir zaman gidip tekrar görmek lazım!







  

















Bir de tabii Super Trees var! Bu ağaç benzetmesi yapıların bir kısmının arasına bir yürüyüş yolu da yapmışlar. Burada dolaşmayı çok sevdik.



Tabii her yerde olduğu gibi burada da kurallara uymaya çok gayret ettik:

Sabancı'nın Singapur Şubesi

Tevhide buradayken çektiğim bir Singapur gece gezmesi fotoğrafı:


Arzu da bu hafta dönüyor, sabbatical kolonimizi kapatıyoruz.

Vesak Day

Dün Budist bayramıydı. Little India yakınlarında Sakya Muni Buddha Gaya tapınağına gittik. Yol boyunca Hindu tapınaklarının yanından geçtik, onlarda da törenler vardı, ama hindistan cevizli tütsü müdür, sabunsu kokusu bizi bayıltan bir takım tütsülerden çıkan duman her yanı kaplamıştı, o yüzden onlara girmedik.


Little India'ya o kadar yaklaşmışken ben birkaç kuyumcuya bakmadan edemedim. Aldığımdan değil, zaten çoğu küpenin iğnesi Hint usulü kalın olduğu için beğendiğim birşey olunca ancak iç geçirebiliyorum. Bu arada çocuklar kuyumcularda fotoğraf çekmişler. Heykelcikler ve çiçekler bu dükkanlarda hep var, Vesak dolayısıyla değil.








Arkasından Arzu'nun bana öğrettiği Fu Lu Shou tapınağına gittik. Buranın önü - Bugis'te Fortune Center civarı - panayır yeri gibiydi. Her zaman biraz öyle galiba ama Vesak Day dolayısıyla kalabalık birkaç kat artmıştı. Aşağıda çiçekçi, yiyecekçi, falcı, ve tabii konserve açma aleti satıcısı!  






20 Mayıs 2013 Pazartesi

Keşif


Yıl sonu yaklaşıyor

Son iki haftadır yıl sonu gösterilerimizi de yaptık bitirdik. 4. sınıflar Global Concert yaptılar. Yıldız Maori dans grubundaydı. Günlerce Maori dilinde bir şarkı söyleyip durdu. Dans gruplarında olmayanlar kendi memleketlerinin kıyafetlerini giymişlerdi. Ne çeşit! Okullarında 80 milletten çocuk var.



Yunus da kovboy dansı yaptı. O da günlerce koltuklar üzerinde zıplayarak şarkılarını çalıştı.


İşte böyle artık yıl bitiyor havasına girdik. Çocuklar babamız ne zaman gelecek, ne zaman döneceğiz diye sormaya ve gün saymaya başladılar. Ben de domates tadında domates yiyip kış için konservesini yapmanın hayallerini kuruyorum. Bu yıl biz yetiştiremedik, artık seneye...

16 Mayıs 2013 Perşembe

Bali!

Bali'ye taa Mart'ta gittik. Ama üç gün içinde görmeye çalışınca döndükten sonra kapasite aşımı sebebiyle bir oturup da ne gördüğümüzü, ne yaptığımızı yazamadım. Fotoğrafların nereden olduğunu yazayım bari, yoksa ben de  unutacağım. 

Puri Lukisan Müzesi'nin bahçesi: 


Ubud'da sarayın avlusunda dans dersi alan çocuklar:


Ubud'da sarayda ofis. Ben de böyle bir ofis istiyorum! 


Gunung Kawi'nin yanıbaşındaki derenin üzerindeki köprü:


Gunung Kawi'ye giderken çeltik tarlası:


Ogo-ogo'lar:

Kahve çiftliginde luwak'lara kahve meyvesi beslerken: (Bu çiftlikte kakao, vanilya, tarçın, jackfruit bitkileri de gördük.)


Batur Volkanı:


Pura Ulun Danau Batur'da festival hazırlıkları:




Yaşasın Tırtılcıklar, Tırtılcıklar Yaşasın!

İstanbul'a bahar geldi, ben buradan kemiklerimde hissettim. Burada mevsim değişmiyor, malum. Ama mor salkımların kokusunu aldım, erguvanların pıtrak gibi açtığını duydum. Ve tabii böcekler... Geçen yıl beslediğimiz ipek böceklerinin yumurtaları evde, kiracılarla kalmış. Neyse ki aklıma gelip de kiracılarla yazıştığımda yumurtaların çoğu çatlamamış. Sevgili babamız imdada yetişti, minicik tırtılları koruyucu kanatlarının altına aldı. Ama diyor ki 500 kadar var ve yumurtalardan hala yenileri çıkıyor!

Tırtıllarımıza yuva arıyoruz. İlgilenen varsa lütfen yorum bıraksın!

Sevgili Işıl harika bir (talimatlı) ev hazırlamış:

Şu anda çok küçükler. Yaprağın üzerinde ufacık siyah çizgi gibi görünenler tırtıl. Hızlı büyüyorlar, birkaç haftaya ele gelirler.

Hiç sesleri yok, tüy dökmezler, kutularından çıkmazlar. Bütün gün ya dut yaprağı yerler, ya da kafalarını kaldırıp hareketsiz durup uyurlar. Ben gün içinde arada birkaç dakika onları izlemeyi çok dinlendirici buluyorum. Çocuklar için doğadaki yaşam döngüsünü izlemek için fırsat. Birkaç ay içinde koza yapıyorlar, birkaç hafta sonrasında kelebek olarak çıkıyorlar, çiftleşiyorlar, yumurtluyorlar, ölüyorlar. Kelebekler pek uçamıyor, yani o aşamada da dert olmuyorlar. Yumurtaları ayırıp ufak bir kutuda saklayabilirsiniz. Ertesi yıl yumurtalardan yine minicik tırtıllar çıkıyor. Hem tırtılları hem kelebekleri okşamak, ele almak mümkün, ipek üretiminde kullanılan cinslerine göre bu 'pet' cinsleri ellenmeye dayanıklı. Zaten ısırmak v.s. gibi bir imkanları yok.

Bunlar Işıl'ın geçen yılki kelebekleri:



Beslemek kolay, İstanbul'un pek çok yerinde mahalle aralarında dut ağaçları var. Sadece ilaçsız olduklarından emin olmak lazım. Genelde parklardakiler ve mesela üniversite kampüsü gibi yerlerdekiler ilaçlı. Kaka yapıyorlar tabii ama bulaşık veya kokulu birşey değil. Kutulardaki yapraklarla birlikte tırtılları bir kenara koyup kutuda kalanları çöpe dökmek birkaç dakikalık bir iş. Bahçe/balkon/mutfak kompostu yapanlar için güzel bir ek!

Kelebekler kozadan çıktıktan sonra kozanın delik kısmını kesip atarak bakın böyle yüz temizleme ve masaj yüksüğü olarak da kullanabilirsiniz. %100 doğal ham ipek! (Yıkamak gerekebilir, henüz ben yapmayı denemedim, aşağıdaki çarşıdan alınma.)


31 Mart 2013 Pazar

Jelibon Kafalar!

Bu haftasonu Yıldız'ın senkronize yüzme yarışı vardı. Cumartesi sabahtan Toa Payoh havuzuna gidip saçını başını hazırladık. Daha doğrusu tecrübeli anneler hazırlarken ben de yardım ettim. Kızların saçlarını topuz yaptıktan sonra kalın bir tabaka jelatinle kapladılar. Onun üstüne saç süsü yapıştırıp 30'dan fazla firkete ile tutturduk. İşlem bitince bütün yarışmacılar jelibon kafa olmuştu!


Saç ve yüz makyajları tamamlanan bütün kızlar Grace Hoca'ya görünüp onay aldılar:


Sıraları gelmeden az önce Grace Hoca son bir defa müzik eşliğinde rutinlerini tekrarlattı:


Yıldız ve Naisa yarışma sıralarını beklerken Grace Hoca talimat vermeyi sürdürdü. Sanıyorum bu ikisinin ilk yarışı olduğu için üstlerine bu kadar düştü. Diğer yarışmacıların çoğu daha büyük, daha tecrübeli idiler. 


Yıldız yarışmada 4. oldu. Madalyayı kaçırdı ama çok güzel tecrübe kazanmış oldu. Pazar günü takımları izlemek için havuza  yine gittik. Yarışlardan sonra Singapur milli takımı da bir ikili bir takım rutini sundu. Süperlerdi. Umuyoruz Yıldız da bir gün o kadar iyi olacak!

11 Şubat 2013 Pazartesi

Tapınak ve Parklara Devam. Alt başlık: Birinci ve ikinci tip hatalar


Bir arkadaş Lantau Adası'ndaki Po Lin Manastırı'nı önermişti. Teleferikle gidiliyor, çok güzel, vesaire... Teleferikten korkarım diye ben tekne artı otobüs ile gittim. Çok virajı çok hızlı alarak ve bana uzun gelen bir sürenin sonunda fuar alanı gibi bir yere vardık. Onbin Buda Manastırı'n'daki hengamenin daha fazlası, ama birincideki 'hadi duamızı edelim' hissiyatı değil de pazar gezmesi için panayıra gitmiş yerel turist havası var. Manastırın girişi adam boyundan büyük tütsülerle doluydu:



Teleferiğin uç noktası da köy dedikleri ama sadece hediyelik eşya satılan bir örnek dükkanlarla dolu bir yer. Buranın bir özelliği büyük bir Buda heykeli. Onun da uzaktan yeterince güzel göründüğüne karar verip kalabalıkla birlikte ayağına kadar tırmanmadım. Ama buraya kadar saatler verip de geldikten sonra bari teleferikle döneyim de methedilen manzarayı göreyim dedim.

Demez olaydım. Zaten Hong Kong'da turizmin Type 1 ve Type 2 error'larını bizzat yaşayarak öğrenmiş oldum: görülmesi 'şart' birşeyi kaçırma korkusu ile görmek için uğraşıp da hiç beğenmediğim yerler ve birinci hata yüzünden harcadığım zaman içinde göremeyip sonradan kaçırdığımı anladığım yerler. Birinci tür hatalar: 1. Po Lin ve teleferik, 2. Yeni yıl geçidi, 3. Lan Kwai Fong mahallesi. İkinci tür hatalar: 1. Yeşim pazarı, 2. Ladies Market: tabii bunların ne kadar hata olduğundan emin değilim, zira görmedim :)

Teleferiğe dönersek. Kırk dakika kadar 'o otobüse tekrar binmekten iyidir' diye kendimi avutarak ayakta bekledikten sonra kablonun üstüne iki üç makara ile bağlı bir kutuya bindim. Her kutuda 8*10 kişi, aynı kablo üstünde onlarca kutu, yarısı gidiyor yarısı geliyor. Ay ay ay diye içimden ünleye ünleye birkaç yokuş aştık. Yolun sonu gözüktü, çok şükür derken denizin ortasında, havalanından kalkan uçakları yakından gördüğümüz bir yerde duruverdik! Geliş ve gidiş kablosu yukarı aşağı yaylanıyor. Anons yaptılar, sinyalizasyon hatası oldu, geri döneceğiz dediler! Neyse birkaç dakika daha durup bir ileri bir geri gittikten sonra yolumuza olması gereken yolda devam ettik. Tabii 'multi-verse' kuramlarına göre kutumuzun suya düştüğü her ana tekabül eden en az bir evren var.

Bu arada, manzarayı merak edenlere: en ilginç şey aşağıdaki bitkilerdi, ama onlar da ayrıntıları seçilemeyecek kadar uzaktaydılar. Şehir bu teleferik rotasından görülemiyor. Sonuçta izlenebilecek tek şey diğer kutular. Eğer havada bir kutudan asılı olduğunuzu hatırlayıp durmak istemiyorsanız o da pek eğlenceli bir görüntü değil:



Yeni Yıl geçit töreni de iyi bir görüş açısı arayıp durduktan sonra hayal kırıklığına uğratan bir başka şey oldu. Sonuçta töreni izlemek için bekleşenler arasındaki çocuklar törenin kendisinden daha ilginçti:



Ve ertesi sabah mahallemdeki parkı ve parkın içinden girilen tapınağı keşfettim:


Tavandan asılmış tütsülerin dumanı avluyu doldurmuştu:


Mong Kok'ta ise Ladies Market yeni kuruluyordu, uçağa yetişmek için kalıp da ne satıldığını göremedim. Daha önce bu pazarı bulmaya gittiğimde paralel caddede yürümüş, burayı görememiştim.