23 Temmuz 2012 Pazartesi

Ayyyy... iyenç...

Bugün okula gelirken tüküren iki adam gördüm. Birincisi tam karşımdan geliyordu. İğrenç şeyler çağrıştıran o sesleri, hem de tüm vücuduyla sarsılarak çıkartan birini görünce, bir an (Singapur'da yere tükürmenin cezası olduğunu duyduğumdan) bakıp ne olduğunu görmekle güne temiz bir zihinle başlamak arasında kaldım. Adam son anda cebinden kağıt bir mendil çıkarıp ona tükürdü. Zihnimde mendilin beni şaşırtan beyazlığı kaldı :)

Hemen sonra, hemen önümde yürüyen bir adam daha seri ve çabuk gürledi, gerindi, ve yolun kenarındaki çöp kutusuna (içine) tükürüverdi.

Sağda solda tükürmeyi seven adamlara kaldırıma tükürmemeyi öğretebilen bir sisteme bir yandan saygı duymak lazım. "Öte yandan"ı var mı bunun bilmem, şimdilik ben temiz kaldırımlarda yürümekten memnunum. Daha hiç polis, zabıta gibi birilerini de görmedim bu arada. Mall'larda tek tük güvenlik görevlisi var.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Yunus'un Doğumgünü


Yunus'un doğumgününü - Skype sağolsun - ailecek kutladık. 4 Çeşit 4 renk küçük pastamız vardı: siyah çikolatalı (black forest), turuncu mangolu, yeşil çay ve azukili, ve beyaz krem şantili ve çilekli. Tadları şaşılacak kadar birbirine benziyordu. Aslında aynı yerden aldığım ve dolayısıyla muhtemelen aynı malzemeden yapıldıkları düşünülünce şaşmamak lazım. BreadTalk adında yaygın bir zincir. 

Herkese sevgiler,

17 Temmuz 2012 Salı

Pimpirikli Anne İş Başında

İlk iki gün ShengSiong'da (Çin Marketi) bulup aldığımız reçel yalancı şekerden yapılmış, Hokkien noodle'ları da boya ile renklendirilmiş olunca, tahmin edeceğiniz gibi başka bir market arayışına girmiştim. {Anladığım kadarıyla öz-üt-lük arayışı Çin mutfağının önemli bir öğesi değil. Ama görüntü çok önemli. Her gittiğim fırında, markette benim anlayışıma göre yiyecek rengi olmayan toz pembe, bebek mavisi, küf yeşili kekler pastalar görüyorum. O yüzden herhalde bildiğimiz erişteyi sarı boya ile renklendirmek normal. Çin mutfağı üzerine bilgim arttıkça bir 'otantisite' anlayışı karşılaştırması yapmayı umuyorum. Merak eden birkaç ay sonra yoklasın. Birkaç hafta sonra son zamanlarda örgüt kuramı bağlamında otantisite çalışan Glenn de geliyor, onun fikrini de alırım.} 

Dün, 10 dk'lık bir otobüs yolculuğu ile ulaşabildiğim bir markette organik süt ve yumurta buldum, keyfim yerine geldi. 

Bugün, Aslı'nın dürtmesiyle, dünkü ısırıkların acısıyla, ve dengue fever riski olduğunu hatırlayınca sivrisinek savuşturmak için ne yapmak lazım diye araştırırken, bu dertten muzdarip Singapur vatandaşlarının citronella özünden yapılan bir takım fıs fıslar ve (deriye değil de kıyafete veya eşyaya yapıştırılan) yamalar kullandığını öğrendim. Doğruca dünkü Mall'a {Mall'lar buranın sosyal coğrafyasının yaygın ve önemli bir unsuru, o kadarını anladım, o yüzden büyük harfle yazıyorum.} gidip birkaç çeşit iksir edindim. Bu akşam çocukların başucundaki komodine bir yama yapıştırdım. Gözlemlerimi rapor edeceğim. 

Herkese iyi geceler, vızıltısız uykular...

15 Temmuz 2012 Pazar

İlk Haftasonumuzdan Fotoğraflar

Bugün West Coast Park'a gittik.

Güzel çiçekli değişik ağaçlarla dolu bir park.


Ve tabii böcekleri de inceledik:

Ama en etkileyici şey oyun alanıydı:


13 Temmuz 2012 Cuma

İlk akşam, ilk izlenimler

Dün akşam yazlık evimize taşındık. Yerden tavana, bir cepheden diğerine uzanan pencereleri ve seramik kaplı yerleri ile evimiz tam bir yazlık ev. Koyu renk ahşap mobilyalarımız pansiyonları andırıyor. Yataklarımızı bembeyaz çarşaflarla kaplı, yatmaya hazır bulduk. Hayal kırıklığına uğratan tek şey mutfak oldu. Bir beklentim olduğundan değil de, olmadığından. Düzgün bir mutfak için gerekli şeyleri ne uzun zamanda topladığımızı unutmuşum. Aklıma ilk gelen arkadan geleceklere tencere tava taşıtmak oldu ama tabii ki bu mümkün değil. Buradan bir-iki şey alırız da nereden alırız diye düşünürken neyse bu sabah aklımıza İkea geldi. Hemen bir alınacaklar listesi oluşturmaya başladık. Oyuncaklar için kutu, kapı arkalarına askı filan da derken liste bayağı uzadı.

Akşam yemeğinde evrensel yağlı tatların buradaki isimlerini öğrendik: fry chicken, fry rice. Porsiyonların tek kişilik olmadığını öğrendik. Bu ikisi dışında aldığımız tavuklu noodle çorbası ve diğer, balıklı pirinç eriştesi yemeklerini herkes az çok beğendi. Ne yazık ki bunların Çince isimlerini öğrenmeyi unuttuk. Halbuki ısmarlamak kolay olmadı, bir dahaki sefere yine uğraşacağız.

Eve yakın bir Community Center var, orada bir lokantada yedik. Dışarıda plastik, büyük masalar dolup dolup taşıyordu. İyi bir yer olmalı dedik. Yemeği ve içecekleri farklı işletmeler satıyor. Yemek ısmarladığımız genç garson adam içecekleri başkasından alacaksınız dedi, birkaç dakika sonra yaşlıca bir kadın gelip siparişlerimizi aldı. Lokantada hiç peçete yoktu, lavaboda da sabun yoktu, hemen biraz ıslak mendil edinip yanımızda taşımaya karar verdik.

İlk alışverişimizi Çin Süpermarketi diye tarif ettikleri ShengSiong'da yaptık. Community Center'da. İki katlı, büyük bir market. Tanımadığımız meyveler, sebzeler, ne olduğunu anlamadığımız paket paket yiyecek ile dolu. Bu ilk ziyaretimizde tanıdıklarımızdan aldık ve bunların da İstanbul'dakilerden biraz farklı olduğunu gözlemledik. Kavun daha sert, muz daha tatlı, erik daha ufak...

Biraz fazla ayrıntı yazdım galiba? Birinci çoğul yazınca Yunus'un okulundan gelen haftalık raporlara benzemeye başladı? Dur bakalım, rahat ettiren bir üslup bulacağım umarım. Hitap ettiğim belirli bir kişi olmayınca yazmak garip geldi.

Bugünlük bir de şunu söyleyeyim: İnsanlar sakin, güler güzlü, konuşmaya meyilli. Sitenin kapılarında birer güvenlik görevlisi oturuyor. Marketi ararken birkaçı ile konuştuk. Community Center'da da insanlara kolayca yaklaşıp yol yordam sorabildik. Güven telkin eden bir ortam.

Yıldız da yakında yazacak umuyorum. Herkese sevgiler,

3 Temmuz 2012 Salı

Geri sayım başladı: 10..9..

Singapur'a gitmemize 9 gün kaldı. Heyecanımıza heyecan katan arkadaşlar sağolsun, bu ilk yazımızı Arzu ve Serden'den gelen malzemelere borçluyuz.

İlk öğle yemeğimde bir Kopi C (yani kahve, şu makaleyi okuyunca anlayacaksınız) alacağım. C'si havalı olsun diye! Yanında da istiridyeli omlet!

Bu arada, kalan 9 günün 5 gününü Kopenhag'da geçireceğim, Singapur'un kıymetini daha da iyi anlayayım diye!