Geçtiğimiz Salı Hindu'ların bayramı Diwali / Deepavali ve resmi tatil idi. Kendimizi evlerine davet ettirecek kadar yakın olduğumuz Hindu arkadaşlarımız olmadığı ve anlayabildiğimiz kadarıyla bu bayram daha çok evde aile arasında kutlandığı için geçen haftasonu kızımla bir Little India turu ile yetindik.
Little India pek de küçük olmayan hakiki bir 'etnik semt'. Ben ara ara gidip sokaklarında dolaşmayı, manavlarından alışveriş etmeyi seviyorum. Özellikle akşam saatlerinde hava serinledikten sonra araba yoluna taşan insan kalabalığı ile Singapur'un diğer yerlerinden farkı hissedilen apayrı bir dünya. Hindistan'dan çok farklı tabii - ne de olsa burası Singapur. Sokaklarda az biraz çöp var ama b** yok afedersiniz.
Yıldız ile öğleden sonra sıcak biraz kırıldıktan sonra gidip akşam yanan ışıkları da gördükten sonra dönmeyi planladık. Önce komşu Arab Quarter'daki işimizi hallettik, sonra ana cadde Serangoon'un yukarı ucundaki Mustafa Center'dan başlayarak aşağıya doğru yürüdük. Mustafa Center Singapur'la ilgili tüm rehber kitapların yer verdiği, hem devasa boyutları ve stoğunun çeşidi hem de bu Mall (AVM) ülkesinde eşi benzeri olmayan 'concept'i ile ününü hak eden bir 'department store cum institution'. Türkiye'de gelmiş geçmiş tüm Çetinkaya ve Sümerbank mağazalarının, İstanbul'un tüm tuhafiyecilerinin ve o yeni çıkan kozmetik dükkanlarının, Mısır Çarşısının stoğu toplanmış, bunlara 8-10 tane kuyumcu dükkanı, en alasından bir döviz bürosu ve Atatürk Havalimanı Duty Free'sinin çikolata şekerleri eklenmiş halini düşlemeye çalışın. Birkaç sokak boyunca ucuca eklenmiş binalar içinde yayılan, her iki adımda bir Mustafa Center - Mustafa Center Parking - Mustafa Center Exchange - Mustafa Center Restaurant diye panolarla kendisini lüzümsuz yere reklam eden bir yer. Orada yok yok diyeceğim ama demir tava yok. (Demir tavaya benzemeyen, ve yardımsever bir satış görevlisinin gösterdiği gibi mıknatıs tutan birşeyler var ama bildiğimiz kara demir tava değil. Sac gibi birşey. Adam bana satamayacağını anlayınca Little India'da bir sokak tarif etti. Orada daha kalın birşey buldum ama saplarını kurşun ile tutturmuşlardı! Sonuçta yine dünya velinimeti demire (bildiğimiz Fe) Takashimaya'da dünyanın parasını bayıldım. Ben bunları daha önce anlattım mı?)
Neyse, Mustafa Center'ın kuyumcusuna bakıp, pis tuvaletini kullandıktan sonra Serangoon'da yürüdük.
Aman ne ana-baba günü! Diwali öncesi kurulan geçici pazarlar ve oralarda incik boncuk, süs eşyası, kandil, kıyafet v.s. alışverişine çıkmış halk ile ufak Hindistan büyük Hindistan kadar kalabalık olmuştu. Mustafa Center'ın karşısındaki pazaryerinde ancak birkaç metre ilerledikten sonra sıcaktan bayılacak gibi olup kendimizi tekrar ana caddeye attık. Kaldırımdaki insan selinden sadece birkaç kuyumcuya uğramak için ayrılarak (benim ilgi alanıma girdi Hint kuyumları - birşey aldığımdan değil, sadece bakıyorum) ilerledik.
Time Out dergisinden öğrendiğimiz 58 No'daki lokantada (ismini hatırlayamayacağım) yedik. Oturacak yer bulmak için çok bekledik. Ne garson ne birşey, yemekler kasadan ısmarlanıyor, fast food usulü. Kasada patron olduğu cüssesinden ve tavrından belli katı görünüşlü ama yardımsever bir adam. Yemekler çok güzel ama yağlıydı. (Yemek de elle yeniyor. Ama su ve sabun var.) Meğer ben en ilginç şeyi ısmarlama gayretiyle menüde en uzun isimli şeyi seçince fazladan 'ghee' yani yağ istemişim. Ne yağlı yemek diye masasını paylaştığımız iki kıza söylendim de onlardan biri açıkladı. Bu kız Singapur'lu Müslüman'mış, Diwali'yi kutlamıyorlarmış. Aaa ne yazık dedim, biraz yersiz oldu galiba. Ne güzel bayram, mumlar yakılıyor, çatapatlar patlatılıyor, onu kastetmiştim yani kutlanmaz mı? Diğeri Hindistan'dan yeni gelmiş, Hindu'ymuş, ama Singapur hükümeti çatapatı yasaklanmış. Ona da yazık dedik. İkisi de lise öğretmeniymiş, biri daha yeni, diğeri de olsa olsa birkaç yıllık, ama öğrenciliklerini özlemişler bile, öğretmenlik zor dediler. Yine yazık dedik, bu sefer hep beraber.
Lokantadan çıktıktan sonra kendimizi başka bir pazar yerine attık. Kalabalığın birkaç fotoğrafını çektikten sonra bu kadar eziyet yeter diye geri döndük. Çok şükür sokak ışıkları yanmıştı! Onların da usulen bir iki fotoğrafını çekip metroya yollandık.


Googleda check in yapmadan yazdim da yazdim sonra hepsi fisss silindi gidiverdi..Ozgecan'cim tekrar yazayim. 8 ay olmus senin bloguna girsem diyeli..kismet buguneymis..vallahi yapmak isteyip yapamadiklarim, okuyup isteyip bas ucumda biriktirdiklerim artik beni cok asti..utaniyorum resmen. Iyi oldugunuza cok sevindim. Guzel yazini okuyunca gelesim geldi:) Kendinize iyi bakin. Donus yakin mi? Opuyorum cok vakit buldukca eskileri de okuyacagim insallah..Sevgiler..
YanıtlaSilSelam Gülnur, senin buralarda işin olmuyor mu? Keşke gelebilsen! Sevgiler,
Sil